Abaza-Abhaz etnosu «Alashara» Yardımlaşma Uluslararası Birliği

Beni Uzun Sürmeden Unutun

Забывайте меня скорее…


       

Çocukluğumdan ninemin titizce katlanmış mektuplarının bulunduğu küçük bavulu hatırımda kalmıştır. Babaannem sıkça odasına girer ve uzun süre onlara göz gezdirirdi. O sıralar onun için söz konusu mektupların ne derece değerli olduğunu anlamazdım ve daha geç olarak ise onları yazanın dedem Ahba Şarah olduğunu öğrendim. Ve o, 1937 yılında zorla göç ettililmiş olup, süresini Omsk, Tomsk, Nijniy Tagil, Novosibirsk şehirlerinde geçirmiştir.

1947 yılında dedemi serbest bırakmış, fakat Abhazya’da yaşama hakkını tanımamışlar. On yıllık ayrılıktan sonra ailesini ziyaret hakkı ile dinlenmesine izin verilmiş. Burada beş çocuğu, annesi ve eşi kalıyorlardı. Aile reisinin tutuklandığı sırada küçük oğul Konstantin ancak üç yaşındaydı. Eve dönünce, çocuk ve eşinin zor durumunun bir daha farkına varmış ve biraz dahi olsa rahatlamaları için yardım etmek istemiştir.

Şarah’ın annesi oğullarını on sene boyunca beklemiş ve ne zaman ki onlardan ancak biri ve sınırlı bir süre için gelince, diğerinden ise hiçbir haber alınamayınca, sıkça şunları tekrarlamaya başlamış: “Kalbimde iki çivim vardı. Bir tanesini çekince, diğerin acısı daha da şiddetlendi.” Küçük oğlunun hayatta olmadığını anlayınca, hepten yemeyi bırakmış, yatağa düşmüş ve birkaç gün sonra ölmüş. Şarah onu toprağa vermiş, fakat bu olaydan sonra dahi ailesinin yanında bulunmak nasip olmamış – onu bir daha güya “halkın düşmanıymış” diyerek Krasnoyarskiy bölgesi, Abanskiy ilçesine gödermiş ve oradan da artık sağ olarak dönmemiştir.

1951 yılında ağır hastalanmış, eşi ve çocukları ellerinden geldiğince destek olmaya çalışmışlar: para, ilaç, yiyecekleri göndermişler. Fakat hastalığın üstesinden gelinememiş. Gün geçtikçe durumu daha da kötüye doğru ilerlemiş. İşte sürgün arkadaşı D. Çhaidze şöye yazmuş: “Size sıkıntı vermek zorundan kaldığım için çok üzgünüm. Babanızın durumu çok kötü, çaresiz hastalığa yakalanmış bulunmaktadır... Bu zor anlarında dahi arkadaşıma karşı vefa borcunu yerine getirmeye çalıştığımdan şüpheniz olmasın. Sabırlı olun ve her türlü ani haber ve rastlantıya hazırlıklı bulunun. Hepinizi selamlıyorum. David”

Dedemin ailesi ve arkadaşlarına yazdığı son iki mektubuysa artık vedalaşma şeklindeydi. Ailemin izniyle, dedemin mektuplarını kullanarak yazımın bu kısmını hazırladım. O ailesine gönderdiği mektupta şöyle yazmış: “Değerli çocuklarım, eşim, gelinim ve beni seven kardeş ve akrabalarım hoşça kalın. Artık üç ay sarılık hastalığına yakalanmış bulunuyorum, fakat Yaradan korusun... Çoktandır hayata veda etmeyi kararlaştırmış bulunuyorum, ancak evden ilaç ulaşır diye bekliyordum, fakat ulaşmadı. Ondört yıldır nedeni bile belli olmayan sıkıntının içerisindeyim, size de sıkıntı veriyorum. Yeter artık, artık sıkıntıya katlanmayacağım ve benim için üzülmeyin, hatta ağlamayı bile bırakın. Siz uzun zaman öncesinden benim için zaten ağlamaktaydınız. Ölüm merasimlerine gerek yoktur, Siz benim için zaten çok fazla şey yaptınız, yeterlidir. Son bir sefer hepinizi içtenlikle öpüyorum. Güzelce yaşamı sürdürün, ben her durumda ölmeliyim, beni uzun sürmeden  unutun. Sevgili evim, ailem, Abhazya, hoşça kalın. Sizin Şarah. 8 temmuz 1951y. Beni Çhaidze D. ve diğer güzel insanlar toprağa verecek.” Mektupta “evine gönderilmeli” eklemesi bulunuyor. Ölüm öncesi ilaç kutusunu alabilmiş, fakat yardım etmemiş, çünkü sarılık hastalığına değil, kansere tutulmuştu.

İkinci veda mektubu arkadaşları Çhaidze D. ve Markosyan S.’ye yazılmış: “Çok değerli Çhaidze D.N. ve Markosan S.S., Sizi sonuna kadar dinleyemediğim için beni affedin. Sizinle izniniz olmadan vedalaşıyorum, diğer türlü kabul etmeyeceksiniz. Abhazya’da yaşamama izin vermediler, Sibirya’da ise çocuklarımın sırtına yük olmak istemiyorum. Yardımcı olduğunuz, kurtarmak istediğiniz için  Size çok teşekkür ediyorum...” Bundan ilerisinde ise, kemiklerinin daha hızlı temizlenmesi için nasıl defnedilmesi gerektiğini anlatıyor. Er geç de olsa çocuklarının naaşını almaya geleceklerini biliyordu.

Aile ve arkadaşları ile bu şekilde vedalaşıyordu. Onun ölümünü farkettikleri zaman mektupları gözde bir yerde buluyorlardı.  

1955 yılında kabrini taşıma izni olmadan babam babasının öz yurdu Abhazya’ya gelecekte yeniden defnedilmesi vasiyetini yerine getirme ümidiyle kabrinin ziyaretine gitmiş. Yolculuk uzun ve yorucuymuş: ilk önce Krasnoyarska kadar gitmiş, oradan trenle Kansk şehrine 600 km. devam etmiş ve en son sonunda Abansk ilçesinin Vorobyavka köyüne arabayla ulaşmış. Köyün babasını tanıyan sakinleri ile buluşmuş ve kabrini bulmuş. Oradan kabrin yazılı levhasını, bir avuç toprağı (dayısı Mahamala Argun’un ricası üzerine), sonradan dikilen bikaç kır çiçeği kökünü getirmiş. Toprağı dedemin ebeveyninin kabirlerine serpiştirmişler ve çiçekleri de oraya dikmişler.

Ve ancak 1961 yılından, dedemin naaşını nakli için resmi izni aldıktan sonra babam Abha Vladimir Şarahoviç ve küçük kardeşi Ahba Lev Şarahoviç gitmişler ve tüm sıkıntılara rağmen babamın naaşını getirmişler. Ailemizde daima minnetle hatırlanan Şamil Nikolayeviç Lakoba’nın özel isteği üzerine Abanskiy ilçesinin savcısı büyük yardımı yapmıştır. Dedemi istediği gibi ebeveynin yanında defnettiler. Dedemin eşyaları ile birlikte av tüfeğini de getirmişlerdi ve onda şöyle yazılıydı: “Oğullarım ve torunlarıma. Adaletin herşeyin üstesinden geleceğine inancındayım”.

Kabir naklinden Daviç Çhaidze’nin artık hürriyetine kavuştuktan sonra haberi olmuştu ve Şarah’ın oğullarına şöyle yazmıştı: “...Ancak böyle Abhazlar, kartallar – Şarah’ın oğulları babaların naaşını taşıyabilirlerdi. Onlar Abhazya’nın gerçek oğullarıdır, arkadışımın Öz Toprağında gömülmüş olma hayalinin nihayet gerçekleşmesinden dolayı çok mutluyum...”

Ninem Tanya hukuksuluğun, ki daima meydana gelirdi, o korkunç döneminden bahsederken sözlerini daima şöyle tamamlar: “Bir daha kimseye böyle şeyi çekme nasip olmasın”.