Abaza-Abhaz etnosu «Alashara» Yardımlaşma Uluslararası Birliği

Sonsuzluk Yasağı'nın altında

Под запретом Вечности

Değerli okurlar! Abhazya’dan yazarımız Maktina Ayba’nın deneme yazısızını beğenize sunuyoruz. Maktina tarih ilimleri doktoru, çok sayıda ilmi makalenin yazarıdır. Ailesi Kafkasya Sıradağlarının her iki tarafındaki Abaza halkının birliğini canlılaştırıyor: kocası Amarbi Gogov köken olarak Krasnıy Vostok köyündendir, bu yüzden Abaza halkının temelini oluşturan “Apsuara” ve “Abazara” Maktina için tanıdık ifadelerdir. Maktina Ayba’nın bugünki materyeli Apsuaranın ahlaki prensipleri hakkındadır.

 

Çocukluğa eşlik eden kelimeler, onun perdesi altında karışık olarak gözlemlenir, isyancı yetişkin yıllarında bulanık hale gelir ve olgunluk yıllarında yavaşça kemale ulaşarak, ortaya çıkar. Küçük çocukların merak dolu ufacık gözerinde kötü birşey sezince büyükler “tsasım”, “lamısdoup” derlerdi; bu “yasak” biraz daha büyüyen çocukların sevinçli oyunlarında şiddetli uyarı olarak yankılanırdı; bu, aynı şekilde zamanla bilinçaltına yerleşerek, sadece o toplumun fertlerinin anlayabildiği sevgi ve saygı işaretlerine dönüşürdü. Onlar avluda, evin içinde, masada, birlikte ya da ayrı olarak, yakında ve uzakta, yaş, cinsiyet farkları ve soy genel soy kanından onlarda bulunan taze kan oranlarına uygun olarak konumlarının gerektirdiği kuralları tam olarak öğrenmişlerdi.

Zamandan alanı, alandan ise zamanı çalarak, onlar asrın derinliğinden yükselen Sonsuzluk Yasağı’nın karşısında dururlardı.

Törenlerin kutlanmasında, terbiye okulunun günlüğünde, sırlı yazılarla ve yıldızlarla serpilmiş gecenin gökyüzünde onlar Sonsuzluk Yasağını görürlerdi.

 

Yaşlılıktan ağarmış ekzegetler ocak zincirli tüten ocağın önünde otururken, hepsinde ortak kanın aktığını ve Yaradan tarafından ajira-atsera (ortak cilt ve kemik) olarak adlandırılmış olup, mizaç, tutku, hastalık ve tedavi yöntemi, tapınaklar ve efsanevi Ataya (Peygamber) karşı minettar hatıraları ortaktır. O, sonradan asil evlatlarının adlandırdığı üzere, Aşatska (Açık Kan) adını taşıyordu.

 

O uzak yıllarda soyun ortak tarla, mera, orman, nehirleri vardı. Yüksek Meclis, soyun fertleri ile rahiplik, savaş ve alışveriş fonksiyonları yönünden taahhütlere sahip olup, ayrıca diğer komşu soylarla ortak evlilik ilişkileri ile bağlıydı.

 

Meddahlar soylarının tarihinde çok çeşitli olayların gerçekleştiğini anlatıyordu: kıtlığın olduğu yaman yıllar, salgın hastalıkların hakimiyeti, dağ ötesi kabilelerin saldırılarına karşı koyma, Uça dedenin aynı zamanda yedi torunun doğması, ilk muhacirin dönüşü ile ilgili mutlu haber ve daha birçok şey.

 

“Evet!” diye, içini çekiyordu bilge adam. - Kötü şeyler daha fazlaydı. Herhalde, Yaratıcı nefesimizin gücünü denetlemek istemiştir. Fakat biz üstesinden geldik ve hepsi de onun –Yaradanın izniyle Ona saygıyı, geleneklerimizi korumayı, kan karışımına izin vermememizi, İblisin ayakları altına düşmememizi öğreten (bilge adam bunu söylerken, aynı zamanda nefretle tükürdü) Manevi Atalarımızın sayesinde oldu.

 

  Yaşlı adam nereden bilirdi ki, diğer Rus bilge adamı nerdeyse bu dedikleriyle eş zamanlı olarak, fakat kendine has uslubüyle şöyle yazıyordu: “Gerçekten de böyle asaletin ortaya çıkması için kendini tanımlayabilen, ödlekliği, gevşekliği, tembelliği yenebilen, gevşekliğe götüren duysallaığın üstesinden gelebilen, hürriyete, güce ve hayat ahengine kendini koruma ve bazı fizyolojik isteklerinin karşılanmasından daha çok değer veren varlıkların birçok devir devam etmesi gerekiyor.” (N.O. Losskiy)

 

Güneyin karanlık gecelerinin sessizlik vakitlerinde bilge kişi Büyük Tufanı, Hesap Gününü, tüm varlıkların Yazgısını, dağ, göl ve denizlerin doğuşunu, ve de rüya, rüzgar, hüzün ve mutluluğun doğasını, Kafkasya koruyucularının kahramanlığını, bulduğu cesur Rum Yazon’a ait bakir miğferini (daha sonra yaşlı adam onu tanımadığı misafirine hediye etmiş), güzel muaşeret kurallarını ve daha birçok şeyi anlatmaya devam ediyordu, ta ki uyku sonu gelmeyen meddahlık kabiliyetini alana kadar...

 

...Aydınlık ilkbahar sevinci uykudan uyanan doğanın ritimleri ile birlikte bir kısım soydaştan diğerlerine geçiyordu. Temizlenme kurbanları ve dileklerden, çeşitli hediye, anlaşma ve nişanlardan sonra hem yaşlı, hem de gençler Büyük alana doğru geliyorlardı. Burada, söz konusu gösteride üzerlerine keçi derilerin asılması, gözler için delikli olan çuvalların kafalarına geçirilmesi ve alınlarında keçi boynuzları ile akyeçaklar (satirler), süresi geçmiş İran kınası ile boyanmış uzun saçlı zızlanlar (deniz kızları); adau (devler) ve atsan (cüceler), cadılar, nartlar, abriskiler ve diğer bazıları meleki ve bazıları da şeytani temeli temsil eden mitoloji varlıkları onları bekliyorlardı. Son tür kişiler çok daha fazlaydı, çünkü soyun Yüksek Meclisinin ilkel sanat şubesinin sıkı denetimi altında geçen toplantının programı da bunu gerektiriyordu.  

 

Korkunç yuhalamalarla iyi, fakat az sayıda maske ve kostümlerin üzerine taarruz eden kötü ruh savaşçı ordusunun arasında sıradakiler vardı: kocaman yukarıya yüksekçe kaldırılmış burunları ve altçeneleri ve de umursamaz-mağrur yüzleri ile kibirli arupaplar; cimrilik akurtlaglar yanan doyumsuz gözleri ile peşlerinden kocaman örülmüş çok çeşitli eşyayla dolu akalatları çekiyorlardı; başıbozukluk ve tembelliğin tsıblakları, pasaklı insan örnekleri olup, kendilerini o kadar salıvermişler ki, elbiselerindeki kocaman delikler ayıp yerlerini zar zor kapatabiliyordu; zinacı amahaglar sıradaki kurbanların bulma isteğiyle şehevi bakışlarını topluma yöneltiyorlardı; kıskançlık aharamlar domuz yavrusu çığlıkları içerisinde açık alanda kömür çarpmış gibi koşturarak, arkalarından çiğnenmiş ot çizilerini bırakıyorlardı; obur acnışlar peşlerinden çekmek suretiyle kocaman şarap tulumlarını taşıyorlardı; ve bir de şöhret maskesi, ki onu yüzlenmiş önderin kendisi her sene temsil ediyordu ve yenilgisi de onun yüzünden olmuştu. Maskeler çok daha fazlaydı, fakat hepsi izleyicilerle birlikte Büyük Alana dahi sığmıyorlardı.

 

Alacakaranlığın uzunca sürdüğü Büyük Alanda korkunç kargaşa oluşmuştu: maskeler sümkürüyor, tehdit saçıyor, boğuluyor, cızırdıyor, zonkluyor ve aynı zamanda çirkin sözler ve yakışıksız lanetleri yağdırıyorlardı.

 

Ve nihayet, Atayı temsil eden, uzun beyaz elbiseli hayır suretli adam çıkıyor ve tüm bu kötü ruhları sıradaki sözlerle kovalıyor:

 

Tıpkı bedendeki çıbanlar gibi,

Hamleleriniz çirkindir.

Soyun kanına rezalet ile

Toplu olarak siz kastettiniz.

 

- Sizi öldürmeli mi? Sizinle benzeşmek mi?

- Hayır, gitmeniz daha iyidir!

Yolunuz tek olacaktır

Ebediyen soyu terketmeniz.

Seyirciler sevinç içinde alkışlıyor...

 

- Atamız, - bilge kişi anlatmaya devam etti – kocaman, cüsseli, ateşimsi kırmızı saçları ve sakalı ile, taşkın mizaçlı ve coşkun enerjili idi. Merak dolu aklı ve de basireti onu küçük keşiflere yöneltiyor olup, büyük sonuçları doğurdukları  sonradan anlaşılıyordu. Kendisinde tarım ile uğraşan kebilelerin sebzelerle sıkı bağlı ova mizacını ve avcı kabilelerin göğe yönelmiş dağlık mizacını barındırıyordu. Gençlik yıllarında Ata maharetli ve cesur savunucu ve ayrıca birçok ilginç ve faydalı şeyin mucidi olarak ün salmıştı. O psualanın (gönülden) yazılı emirlerinin gayretli taraftarıydı, çünkü genel merkezcil başlangıcın dayanağı olarak görüyordu. Böylece, htonik çekimden kurtularak, psuala insanı diğer insanları görünce yerinden kalkardı. Ata, Yaradanın çocuklarına karşı bu hareketlerin hareket sisteminin gelişimi yönünden iyi iradesini görüyordu. Herhalde bu yüzden kabile hareket sistemi organlarında hastalıklara tutulmuyor ve bunun sayesinde hareketli hayat tarzına sahip olma ve yüksek uçurumlara çıkabilme mümkün oluyordu. Fakat bu bilge adam tarafından iletilen Atanın vardığı önermelerdi, çünkü bunlar rızık elde etme için mi, yoksa güzel davranışlar için mi olduğu kesin bilinmiyor.

 

...Vakur çiftçilerin ana soyunda domuz yavrusu kuyruğu olan bebeğin ne zaman doğduğunu kesin olarak kimse hatırlayamıyor. Kabilenin Yüksek Meclisi’nin dünkü olağanüstü toplantısında olanda insan yapısında bir çeşit şekil değişiklerinde tanrıların belli maksadı olduğunu düşündüklerini kararlaştırdılar, fakat neden özellikle domuz kuyruğu konusu onları düşündürdü. Tanrılarla tersliğe girmeden, olayı Siyah domuz resimli sıradaki totem bayrakla bakileştirtirdiler. Belirli sürenin geçmesinden sonra aynı talihe avcılar da yakalanarak, onlarda da domuz kuyruklu çocuk doğdu, daha sonra gene hibrid çocuklar doğmaya devam etti. Ayrıca, kanın yavaşça akmasına sebep olan ufak bir çizik, hafif sıyrık, yaradan çocuklar ölmeye başladı. Kan cevheri artık zayflamış bedenin geçici kalıbında kalmak istemeyip, damla damla onu terketmeye başladı. Çocuklar – kabile arası ilişkilerin küçük kurbanları, her iki kabilenin evrimsel gelişiminin çıkmazları. Ne zaman ki her iki kabile nüfus azalımı felaketini yaşamaya başlamışlardı ki, ölümcül sessizlikte Atamızın sesi yükseldi... O, özel hayat tarzlarındaki geriliği ve onun sonuçlarını ilk sebeplerde aranması gerektiği ile ilgili teşhir etmeye yönelik konuşmayı yaptı. Sonsuzluk Yasağı Mührü her iki kabilenin tüm fertlerine götürülerek, en son doğan sağ bebeğin beşiğinin üzerinde geçirilmiş ve asılı olan ocak zincirene dövülmüştü. Artık ortak soydan gelen her yeni nesil zincirin bir parçasını beraberinde götürürdü. Kanın kırmızı rengini kutsal ve ilkel olarak kabul etmiş, onuruna Büyük Alan Kırmızı olarak adlandırılmış, Siyah domuz totem bayrağı kırmızıya boyanmış, artık kabilenin seşilmiş temsilcileri bu renkte elbiseleri giymeye başlamışlardı. Asil soydaşları Atalarını Aşyatska (Açık Renk Kan) olarak adlandırmışlardı.                     

 

Sonsuzluk Yasağıı Deklarasyonuna birçok madde dahildi: Yüce Yaradana iman, misafirperverlik gelenekleri yayılması, lanetlerin, kan akrabalık evliliklerin ve daha birçok şeyin yasaklaması.

 

Diğer kabileler de Sonsuzluk Yasağı’nı duyunca, yavaş yavaş, Atanın da öngördüğü üzere, tüm medeni insanlığın temeli olarn ortak devlet, mekezcil temel etrafında birleşerek bu öncül akımı benimsemişlerdi.

 

- Atamız, - diye, anlatıyordu bilge adam, - hakikate, iyiliğe, sabra, gönül yüceliğine yolu gösterdi... O bize Sonsuzluk Yasağı’nın yazılı emirlerini vasiyet etti.

 

- Apsua, - bilge adam anlatımını tamamladı, - Sonsuzluk Yasağı’nın mührü altında Apsuaranın ahlaki prensipleri ile bağlı diğer soylar arasından bir soy işte biziz.