Abaza-Abhaz etnosu «Alashara» Yardımlaşma Uluslararası Birliği

Abhazya'da Bağcılığın Tarihi ve Geleneği

История и развитие культуры виноградарства в Абхазии


Abhazya’nın tarım ürünleri arasında üzümcülüğün özel yeri olmuştur. Buna ülkenin iklimi de elverişliydi: nemli subtropikal iklim, çeşitli yüzey şekilleri, deniz seviyesine gore farklı yükseklikler, toprağın çeşitliliği vs.

Üzümün Abhazya’da ortaya çıkış zamanın çok eskilere dayanıyor olduğuna zengin arkeolojik, folklor ve şifahi verileri, ayrıca yazılı kaynaklar da işaret ediyor.

Üzümün Abhazya’da çok eski devirlerden yetiştiği gerçeği Sohum Bitki Bahçesi paleobotanikleri Prof. Dr. Kolakovskiy (1958) ve Ruhadze’nin (1964) verileri ile doğrulanıyor. Kokakovskiy ve diğer alimlerin Duab (Deab – Mokva’nın kolu) kazıları esnasında üçüncül döneme (3 milyar yıl öncesi) ait yabani ve diğer üzümlerin çekirdekleri bulunmuştu.

1964 yılında Ruhadze ve diğer alimler, arkeolog Solovyev’un toplamış olduğu Sohum sahasında gömülmüş turbanın kalıntılarını inceledikten 3-5 bin yıllık gerçek ve orman üzüm çekirdeklerini farkettiler.

Abhazya topraklarında üzümünde ortaya çıkışı ile ilgili folklor kaynakları ise daha eski zamanları gösteriyorlar ve ünlü nart kabilelerin ismi ile ilişkilendiriyor. Efsaneye gore özellikle üzüm ve kocaman nart testisinin sahibinin kimin olacağı hakkında nartlar arası tartışma yaşanmış ve de anlaşmazlık ve nart kardeşliğinin  bozulmasının sebeplerinden bir tanesi olmuştur. Kocaman nartlardan bir tanesi Sasrıkva tartışma esnasında çok sinirlenmiş ve testiyi dağsırası üzerinden Abhazya’ya fırlatmıştır. “Yüce testi” yere düşerek parçalanmış, onun dibinde kalmış olan çekirdekler Abhazların topraklarına düşmüş ve üzüm saklımları yetişerek Abhazlar tarafından nartlarınki olarak adlandırılmaya başlanmıştır. Bu şekilde, Abhazya’da üzümcülük kültürü gelişmeye başlamıştır. Bir diğer bir efsaneye gore ise dünyanın en güzel şarabı nart üzümlerinden elde ediliyormuş.

Eski devir kaynakların yazarları şarabın Karadeniz civarı bölgelerden ihracatın olduğu gibi, Abhazya’dan da olduğunu söylüyor. Fars şehri Sultaniy’nin piskoposu İoann de Galonifontibus 1404 yılında yazdığı “Dünyayı Tanıma Kitabı” çalışmasında Abhazya’yı anlatırken, burada “mükemmel şarabın” üretildiğini belirtiyor.

XVII asır İtalya keşişi Ciovanni Lukki (Jan-de-Lukka) 1625-34 yılları Kırım’da domikan misyonun temsilcisi olmuş, çokça Tatar, Nogay, Çerkes halklarının hayat biçimleri ile yakından tanışmak üzere toprakarının derinlerine seyahat yapmıştır. O, Abhazları da ziyaret etmiş ve haklarında çok ilginç şeyi aktarmış, ayrıca “çokça şarabı ürettiklerini” belirtmiştir.

XVIII yılları ünlü Gürcü alimi Vahuşti Abhazya’da çeşitli tahıllar, meyveler ve üzüm salkımları da olmak üzere değişik meyve ve bahçe ürünlerinin bolca bulunduğunu yazmış.

Abhazların üzümcülüğü ve şarap üretimi hakkında XIX asır birçok ünlü Gürcü yazarı da yazmıştır. Örneğin, XIX asırda S. Bronevski “Abhazya’da ayrıca üzüm şarabının üretildiğini” belirtiyordu.

1829 yılında G. Navitskiy Ubıh ve Abhazlar hakkındaki çalışmalarında “söz konusu halklarda yetişen üzüm o kadar fazladır ki, hiçbir zaman onu toplamaya yetişemiyor” olduklarını yazıyor, ürettikleri “şarabın tadının ise lezzetli” olduğunu belirtiyordu.

XIX asrın 30’ncu yıllarında Fr. Dübya Abhazların şarabının “güzel tadda” olduğunu yazıyordu. Tornau’un Abhazya üzümcülüğü hakkında sıradaki söylemi de aynı zamana aittir: “O salkımlarda çokça yetişen üzümden çok iyi kalite şarap elde ediliyor”. N. Albov “Abhazya’da Bahçeciliğin Durumu” adlı çalışmasında “Abhazya’nın şarapları ile ün saldığını... Ve hala bazı köylerde (Aatsı, Duripş, Açandara) yüksek demetli mükemmel şarabın ve özellikle şu grup üzüm türlerinden (yerel isimlerini yazıyorum) amlahu (uzunca meyveli ile pembe üzüm, bir tarafı kehlibar renkli, diğeri ise biraz daha koyu), kaçiç (oval yuvarlakımsı koyu kırmızı renkli meyveli) ve auasarhuaj (beyaz yuvarlak büyük meyveli cins) üretildiğini belirtiyordu.

Abhazlarda üzümcülük ve dolayısı ile şarap üretimi ve içilmesinin çok eskilere dayandığını arkeolojik kazı da destekliyor ve onlardan Lıhnı’da (Bambora) “Bambor Şarapçısı” adlı bronz heykel ve şu an Ermitaj’da saklanıyor olan süslü riton (m.ö. II bin yılı) sayılabilir. Ayrıca Dioskuriya-Sebastopolis (Sohum) kalesinin kazıları esnasında arkeologlar tarafından 3,5 m. derinlikte bulunan amfor ve kaselerin kırıntıları. Aynı tabakada (Prof. Dr. Ramişvili’nin tanımına göre) en eski Abhazya üzümü – kaçiçin (m.ö. III-II asırlar) tohumları bulunmuştu.

Anakopiyskiy Kalesi Bagrat Kulesi’nde ve de Kelasur Duvarı’nda VI-XII asırlara ait olan şarabı saklama pifosları bulunmuştu. Sohum Dağı’nda bulunan amforlar 2500-2600 yıl öncesinde pifos olarak şarap testilerinin kullanıldığını destekliyorlar. I-X asırlarda Abhazya’da tarımcılık yüksek seviyede olmuştur ve Pitsunda,Sohum, Tsebelda ve Dranda’da bulunan çok sayıda kalıp kapların bulunması buna delalet ediyor. Abhazlarda üzümcülük ve şarap üretiminin bulunduğunu üzüm bıçakları, tsaldalar vb. de kanıt teşkil ediyorlar.

Üzüm salkımları eski devirlerden bu tarafa bahçelerinin esas kısmını teşkil ediyorlar. Bazı Abhazlar “akutsa” adlı kızılağaç çeşitleri ve diğer bahçe ağaç türlerini kapalı alanda özellikle üzüm salkımları için yetiştiriyorlardı. Ayrıca, üzüm fidanları bahçenin karışık bir şekilde yetiştirilmiş ağaçların yanlarına, sıkça bahçelerin dışında dahi dikiliyorlardı. Çoban ve avcılar ağaçların üzerinde rahatça uzanan üzüm salkımlarına rastlarlardı.

Ağaçta olgunlaşan üzüm genel olarak daha yüksek tada sahip ve çok farklı bir aromalı olur, çünkü böyle yüksekliklerde hiç gölge bulunmayp, güneş ışınlarına serbest ulaşılır ve bu yüzden de daha etkin olgunlaşma gerçekleşiyor. İlkbaharın gelişinin çok öncesinden, Abhazların dediği gibi ağaç gövdesi ve salkım dallarının suyla dolmasının öncesinde (аёахуа аёы алалаанёа), özel bıçak ve tsalda ile onları kurumuş ve fazla dallardan arındırıyorlar. Aynı zamanda salkımın köküne gübre atıyorlar. Üzümü genelde ekim-kasım, bazen da aralıkta toplanır. Abhazlar en güzel şarapların ilk kar yağışı sonrası  ilk soğuklarla birlikte toplanan üzümden oluştuğunu düşünüyorlar.

Fakat üzümün toplanması öncesinden Abhazlar ağaca tapınma merasimini gerçekleştiriyor, böylece toplayanı ağaçtan düşmesinden korunacağını düşünüyorlardı. Bağı toplayacak olan oğlan ve büyükleri ağacın yanına getiriyor ve onları düşmekten koruması için ağacın ruhuna tapınıyorlardı. Aynı zamanda, sağlamlığı için istekte bulunulan kişi bir ayağını ağaca dayıyordu. Korunma istek tılsımını genelde gencin anne ve ninesi yapardı. Kadın duasında şu kelimeleri kullanırdı: “Kuru dala tutunursa, kuvvetleniversin” vs.

Türkiye’ye muhacirliğin (Abhazların Türkiye’ye zorlu göç ettirilmesi) hüküm sürdüğü dönemde üzüm salkımları atıl duruma gelmiş ve Abhazya üzümcülüğü iniş dönemini yaşamıştır. Sonraları sahipsiz üzüm salkımlarını yeni göç eden sahipleri kullanmaya başlamış ve onları “Tanrı’nın hediyesi” olarak adlandirmışlar. Fakat hiçbir zorluğa aldırmadan Abhazlar üzümcülük  ve şarap üretimi ile uğraşmaya devam etmiştir.

Abhazlar şaraba büyük saygı gösteriyor ve onu dini merasim ve dilekleri yerine getirilmesi esnasında kurbanlıkları kutsallaştıran güç, Tanrı ve soy koruyucuları yumuşatma aracı olarak kullanmalarında kendini gösteriyordu.

Neredeyse herbir köylünün yere gömülmüş (şimdi dahi bazıları söz konusu geleneği devam ettiriyor) birkaç tane dokunulmaz şarap testisi bulunurdu ve onları senelik olarak bazı tapınaklarda, örneğin Dıprıpş-nıha, İlır-nıha, İnal-Kuba, Ldzaa-nıha vd. dileklerde bulunmak için saklarlardı.

Birayı ev inşaatının nihayetinde yeni evde mutlu ve kazasız belasız hayat sürülmesi adına tapınmalarda da kullanırlardı. Tapınmalar yerin sahibi adına yapılırdı.

Tapınan kimse, herbir tapınma merasiminin sonunda çörek, kurbanlık hayvanın yürek veya karacığerinden birer parçayı kopararak şöyle söylüyor: “Açba ve Çaçba’yı çağırırım ve bu yemeği yedirir ve şarap yudumlatmadan önce bu evin hiçbir ferdine talihsizlik dokunmasın” ve çöreğe birkaç şarap damlasının damlattıkran sonra yürek ve karaciğeri tapınma için belirlenen özel yere koyuyor. Daha sonra ilk kendisi yürek ve karaciğerden birer parçayı yeyip, daha sonra büyüklük sırasına göre diğerlerine veriyor.

Abhazlar her zaman için misafirperverlikleri ile ünlü olmuştur ve onların ilk dilekleri her zaman için: “Yuce Tanrı, bize ilahi rahmetini bahşeyle” olmuştur. Aynı zamanda herkes ayağa kalkar.