Abaza-Abhaz etnosu «Alashara» Yardımlaşma Uluslararası Birliği

Orhan’ın Sivil Kahramanlığı

Гражданский подвиг Орхана


Yirminci yüzyılın 60’ncı yıllarında Abaza muhacirlerinin sesi “demir-perdeden” geçerek Abazaşta sakinlerine kadar ulaştı. Eğer yeniden dünyaya gelmek nasip olsaydı, yabancı topraklarda zenginlik, saygınlık ve bolluk içinde, yabancı yabancıların arasında toklukta yaşamanın yerine, kendi Öz Yurdumda doğmayı tercih ederdim, velev ki Elbrus’un zirvesindeki taş parçası dahi olsam... Orhan Kopsergenov.

60’lı yıllarda milli gazetede yayınlanan şiirin bu satırları insanın zihninde birçok fikrin doğmasına neden oluyor... Öz yurduna karşı sevgisi her zaman için sınırsız olan ve de çok çekmiş, onlarca yıl sınırlar ve “demir perde” ile ayrılmış olan halkın birleşmesi yönünde ilk olarak yolları düzenleyen, satırların sahibi hakkındaki tarih işte bu zaman başlamış oluyor.

Günümüzde sorunsuz olarak ülkeler ve kıtalar arasında seyahat yapıyor ve hatta evimizin odasında komfor içerisinde modern teknolojileri kullanarak yeryüzünün herhangi bir noktasından kişilerle konuşabiliyor ve bu yönden nisbi olarak fazla bir zamanın geçmediği 50 yıl öncesini tasavvur etmekte zorlanıyoruz. Dost olmayan ülkelere çıkışların sert bir şekilde sınırlandırılması, yazışmanın sansürlenmesi, her türlü posta göndermelerinin sıkı denetimi, kısaca, yakın akrabaların dahi aşması zor olan “perde”.

Kafkasya Savaşı’nın trajik olaylarının neticesinde, bilindiği üzere Abazaların çoğu yurtdışında kendini bulmuş, çoğunlukla Türkiye’ye geçerek, tarihi yurtlarından tecrid edilmişlerdi. Burada ise halk yazarı Bemurza Thaytsuhov’un düşüncesine göre “Kafkasya Savaşı ve o zamankı olaylar hakkında konuşulmaz, sanki böyle bir savaşın hiç olmadığı düşüncesi yaratılıyordu...” Fakat halkın hafızası unutmayı bilmiyor.

Nesilden nesle muhacirlik zamanlarındaki olaylar hakkında hikayeler aktarılıyor, torunlara yurtdışına yerleşen akrabaları anlatılıyordu.. Yurtdışında son günlerine kadar Kafkasya Dağları’na bir sefer dahi bakmayı hayal eden dedelerinin anlattıklarından bildikleri babalarının yurdunu yürekten sevmiş genç nesil yetişiyordu.

“1967 yılında gazete teşkilatını çok heyecanlandıran, sevindirici olay gerçekleşti, diye hatırlıyordu Cemuladin Laguçev söyleyşilerin bir tanesinde. Milli gazete editörü Hamid Jirov Türkiye’den taze Abazacada yazılmış mektubu almış. Bu hepimizi şaşırtmış, çünkü Türkiye’li Abazaların yazı dilinin olmadığını biliyorduk, onlara ana dillerinde yazma ve okuma öğretilmiyordu.” Mektup Orhan Kopsergenov adında bir genç tarafından imzalanmıştı.

Yeri gelmişken, 1971 yılında özellikle D. Laguçev’e SSCB Yazarlar Birliği heyeti tarafından Türkiye’de bulunma ve muhacirlerin torunları ile, Orhan dahil ilk olarak görüşme nasip olmuştu.

İlgimizi çeken şuydu: Türkiye’li genç yardım ve desteksiz ana dilin yazısını nasıl öğrenmişti? Milli gazete redaksiyonun adresi ve editörün ismini nereden bulmuştu?

 

Söz konusu soruların cevaplarını Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti Psıj köyü sakini V.A. Cerdisov’dan daha yeni bulabildim: “1940 yılı Psıj’da doğdum, okuldan sonra inşaat yüksekokulunu bitirdim, birkaç sene çalıştıktan sonra 1964 yılında Kabartay-Balkar Devlet Üniversitesi’nin Mühendislik Teknik Fakültesi’ni kazandım ve onu 1969 yılında bitirdim, diye hatırlıyor Vladimir Adilgereyeviç. Bir seferinde Nalçik’te beni Adigeya’lı arkadaşım buldu ve Türkiye’den bir kişinin Abazalarla yazışmak istediğini, herhangi bir kişinin adresini vermesinin istediğini iletti.

Sonradan Kabartay üniversite öğrencilerinden birisinin İstanbul’daki yurttaşı ile yazışıyor olduğu anlaşıldı. O genç ve Orhan arkadaş imiş. Böylece, Türkiye ile SSCB Abazalarının yakınlaşması yönünde ilk adımı oluşturan, Cerdisov’un kendisi için  bile beklenmedik yazışma başlatılmış oldu.

Orhan Vladimir’den yazışmak isteyen herkese adresinin vermesini ve Abazaca kitap ve gazeteleri göndermesini istiyordu. Ve Vladimir ona Abazaca birkaç kitap ve gazeteyi göndemiş, redaksiyonun adresini ve editörün ismini bildirmiş.

Hamid Jirov’un tavsiyesi üzerine birçok yazar ve gazeteci yazışmayı başlattı. Cemuladin Laguçev’in kendisi de Orhan’la yazışmaya devam etmiş. Bu yazışma sürecinde Orhan’ın ilk kitapları SSCB Türkiye Büyükelçiliği’nden aldığı ve de okuma ve yazmayı kendi başına öğrendiği anlaşıldı. Vladimir Cerdisov şimdiye kadar titizlikle sakladığı sararmış birkaç mektup ve resmi bana gösterdi. Hemen belirteyim: Vladimir Cerdisov’un Dima ve Hasan olmak üzere iki ismi daha vardır. Psıj sakinlerinin çoğu onu Dima olarak biliyor, ilk mektubunda Orhan’a bunları bildirince, Orhan Hasan ismini daha çok beğenmiş. Ve bu yüzden de tüm mektuplarında ona bu şekilde hitap ediyor: “Günaydın, Hasan kardeşim”, “Değerli kardeşim Hasan!”

Harflerin daktilo harflerine benzediği hemen göze çarpıyor (mektupların bir tanesinde Orhan bu şekil harflerle yazmanın daha kolay olduğunu ve ona da bu şekilde yazmaya çalışmasını rica ediyordu). Herbir kelimesinde Yurduna karşı sıcak sevgi ve tarihi yurduna karşı özlem hissediliyor: “Yurdumuzdan herbir mektubu alışımda, sanki tüm dünya benimmiş gibi bir heyecan sarıyor... “Ölümcül hastalığa tutulmuş olarak yatıyor olsam dahi, bu mektuplar beni iyileştirirdi... Sen bana büyük iyiliği yapıyorsun” diye, 26 mayıs 1970 tarihindeki mektubunda itiraf ediyordu.

Kendisi hakkında Orhan sade ve mütevazice bahsediyordu: “İstanbul’da yaşıyorum, Hukuk Fakültesi mezunuyum ve Gazetecilik Bölümüne girdim, gündüzleri avukat bürosunda çalışıyor, geceleri ise okumaya devam ediyorum”. Mektupların bir tanesinde (15 mayıs 1970 y.) kısaca ailesinden bahsetmiş: “Baba ve annem köyde oturuyorlar. İki erkek kardeşim ve kız kardeşim vardır. Erkek kardeşler arasında ben ortancayım, bu sene 22 yaşıma giriyorum. Kız kardeşim benden küçük olup, adı Çimapika (türkçe adı Hacer), 20 yaşında, evlidir ve Ankara’da yaşıyor, eniştemiz de Abaza ve Hapatov sülalesindendir. Ağabeyimin adı Buba (türkçe adı Burhan), küçüğün adı Kambot (türkçe ismi İlhan). Erkek kardeşlerim anne babamla yaşıyorlar.” Daha sonra öz köyünün tüm sakinlerinin soyadlarını saydı: “Köyümüzün adı Lokt olup, İstanbul’dan çok uzak, 760 km. mesafededir. Köyümüzde 55 hane vardır ve burada Gonov, Aciyev, Hapatov, Ozov, Napşev, Nirov Çagov, Havtsev, Kikov, Lafişev, Şoov, Kokov, Kamov, Hamuzov, Kanşokov, Candarov, Jujuyev, Hurugov, Kopsergenov, Tlyabiçev’ler yaşıyor. Herkes Abazacayı çok iyi derece biliyor.” Mektuplarında sadece kendi değil, köylüleri, arkadaşları, ünlenmiş kimseler – sinemacı, sporcular vd. hakkında da yazıyordu. Çok sayıda hatıra resimleri gönderiyordu. Çekimler arasında dünya çapında ünlenmiş güreşçi, Olimptiyat Oyunları bronz madalya (1952 y.), 1954 y. Dünya Güreş Şampiyonası gümüş madalya sahibi ve 1956 yılı dünya şampiyonu olan Atan Adil’in resimleri vardı. “O, Abaza kökenli olup, 15 yıldır Türkiye en iyi güreşçisi olmaya devam ediyor ve bu ünvanı kimseye bırakmıyor” diye, gurur içinde yazıyor Orhan. 

Orhan Kopsergenenov hemşerilerimizin akrabaları hakkında bilgi istemlerine karşı çok titiz davranıyordu. Örneğin, ricalar üzerine Hamid Kunijev, İlyas Aciyev ve Hamid Malhozov hakkında bilgileri topluyor. İlyas’ın torunu Erol Aciyev’i  bulabilmiş ve o Karaçay-Çerkesya’daki akrabaları ile bağlantı kurmuştu.

Resimler bir de ek bir fonksiyonu yerine getiriyordu: mektupların hepsi sahiplerine ulaşmadığından veya zarflarda sadece resimler kaldığında faydalı olması düşüncesiyle, mektubun en önemli kısımlarını resimlerin arkasına yazıyordu. Böyle yazıların bir tanesinde Nihat Kımza adındaki gencin soyadının temsilcilerinin bizde yaşayıp-yaşamadıklarını soruyor ve de onların Abaza-Aşkarlardan olduğu ayrıntısını ekliyordu.

Orhan, Abaza sanatsal edebiyatı yeni eserleri ile ilgileniyor ve eser ve kitapların adlarını belirterek (“Sosruko ve Sosranla” T.Tabulov, “Zarya”, “Luçi” mecmuaları, “Gorst Zemli (Bir Avuç Toprak)” romanı Bemurza Thaytsuhov) ve ayrıca, şiir ve yayınların eklendiği gazetelerin nüshalarını gönderilmesini istiyordu. Diğer bir mektubunda (01.02.1970y.) şu kitapların gönderilmesini istiyordu: “Alfabe Kitapçığı”, “Ana Edebiyatı 7-8 sınıfı okul kitabı”, “Ana Ebebiyatı 9-10 sınıfı okul kitabı”. “Kardeşim, bu kitaplar sadece benim için değil, ayrıca erkek ve kız kardeşlerin için. Onlara burada yaşayan tüm Abazalar çok sevinecek” diye yazıyor o, ricasını açıklarken.

Orhan Kopsergenov mektuplarının neredeyse hepsinde Türkiye’deki Abazaların birçoğunun Ana dillerinde okuma ve yazmayı büyük istekle öğrenmek istediklerini belirtiyor: “Ana dilimizde okuma ve yazmayı öğrenme bize yasaktır. Bununla buralarda ne kadar mutsuz olduğumuzu belirtmek istiyorum... Ben Abaza dilinde okuma ve yazmayı biliyorum, fakat benim bahtsız erkek ve kız kardeşlerim... Onlar Ana dillerini öğrenmek istiyorlar mı ki? Bana inan ki, istiyor, hem de çok istiyorlar...”

Burada, Orhan’ın 1971 yılında birkaç hafta hapiste yattığını belirteyim. Sebebi ise ilk önce onda Sovyetler Büyükelçiliği’nin kütüphanesinin bir kitaptan dolayı tutuklamışlar (Orhan’a o kitap sınıf geçme çalışması için gerekliydi), daha sonra ise evinde arama yapmış ve SSCB mekbupları ile Abaza gazetelerini toplattırmışlardı. Öğrenci olduğu ve hiçbir kanun dışı faaliyette bulunmadığı anlaşılınca, onu serbest bırakmışlar.

Bu olaydan sonra da Orhan Kopsergenov gayretlerini devam ettiriyor – kendisi öğrenmeye ve de birçok arkadaşını Abazaca okuma ve yazmayı öğretmeye, akrabalarını arayan hekese yardım etmeye devam ediyor, onların adreslerini gönderiyor, çeşitli bilgileri tane tane topluyor.

... Seneler geçti. “Perestroyka (Değişimin)” zamanı geldi ve Orhan ilk kişi olarak Abazaştaya uçakla geldi. Köylerde, “Abazaşta” gazetesinin redaksiyonunda, akrabalar ile duygu birikimden dolayı sevinç gözyaşları eşliğinde çok sayıda buluşmalar gerçekleşti o sıralar.

Artık takvimde 2017’ci yıl... Artık emeki olan Orhan toplumsal faaliyetlerle aktif olarak katılmaya devam ediyor, Türkiye Abaza ve Abhaz köyleri hakkında çok ciddi materyel toplamakla yetinmemiş,  Abazaştanın tüm köylerini gezmiş, Adıgeya ve Kabartay-Balkarya’nın bir kısım köylerinde bulunmuş. “ww.abhazhaber.com” sitesinin çalışanı olarak, halen gazetecilik mesleğini verimli bir şekilde icra ediyor.

O zamanlar, 80’li yılların ortalarında Orhan Kopsergenov ile Hasan Cerdisov’un ilk buluşması ne biçim özel duygularla gerçekleştiğini bilmem, söylemeye gerek var mı. Yapı olarak her ikisi mütevazi ve utangaç insanlar, zorlu 60’ncı yıllarda yaptıklarının öneminin büyük ihtimal bilincinde bile değillerdir... Yaptıklarıysa, şüphesiz sivil kahramanlıktır.

Çekimler Vladimir (Hasan) Cerdisov’un özel arşivinden alınmıştır:

·         (Ana resim) Orhan Kopsergenov öğrencilik yıllarında;

·         Vladimir (Hasan) Cerdisov öğrencilik yıllarında;

·         Adil Atan – dünya şampiyonu;

·         “Türkiyeli genç gruptan sıcak selam”. Soldan sağa: (ayaktakiler) Yenemukov Niha ve Batur, Kopsergenov Orhan, Merzey Turhan, Kımza Nihat, Aciyev Erol; (oturanlar) Hatam Necdet, Nogayev Turhan;

·         Orhan’ın mektupları... Onların bir tanesinde sansürün izleri kalmıştır.